Skip to content

Dağıtım Arayışım Fedora 44 ve GNOME 50 ile Sona Erdi

linux · fedora · gnome

Günümüzde RAM fiyatları alıp başını gidiyor; malum, piyasayı biliyorsunuzdur. RAM denilen bu donanım parçasının değeri hem piyasada hem de kişisel ve iş hayatımda oldukça arttı.

Açıkçası bu artan değer, Windows kullanırken gözüme daha fazla batmaya başlamıştı. Şu anda dizüstü bilgisayarımda 16 GB RAM kullanıyorum ve ben hiçbir şey yapmazken bunun yarısından fazlasını Windows tüketiyordu. Ne kadar temiz ve bakımlı kullansam da bir şeyler yaparken yaşadığım anlık kasılmalar ve performans düşüşleri de cabasıydı.

Bu yazının şarkısı

Daha önce Arch Linux kullanan ben, bir dönem Windows’a dönmüş, sonra onu yeniden bırakmıştım. :) Tekrar bir Linux dağıtımı arayışına girdim. İhtiyacım olan şey sistemin kararlı, hızlı, güvenli, kolay ve kontrollü çalışmasıydı. Yalnız burada “kolay” ve “kontrollü” kelimelerini tırnak içine almak istiyorum. Çünkü bu konu benim için oldukça önemli.

Bunlardan bahsederken belki pek çoğunuzun aklına Arch Linux, CachyOS, Debian ve benzeri dağıtımlar geliyor olabilir. Hatta “Kardeşim, o zaman kur şu X dağıtımını, sonra bak keyfine.” diyor olabilirsiniz.

Ancak 14-15 yıldır, hatta belki daha uzun süredir bilgisayarlarla içli dışlı olan biri olarak fazlaca dağıtım değiştirdim ve deneyimledim. Yukarıda bahsettiğim “kolaylık” ve “kontrol” tanımlarını kendine bu kadar iyi uyarlayabilmiş bir sistemle karşılaşmamıştım.

Gerçekten bugüne kadar denediğim onca dağıtım arasında Fedora’yı daha önce kişisel ve iş hayatıma entegre etmemiş olmamın benim için oldukça büyük bir zaman kaybı olduğunu fark ettim.

Bir dağıtım düşünün; arkasında dünyanın en büyük açık kaynak şirketlerinden biri var ancak buna rağmen yalnızca bir şirketin çıkarlarına göre hareket etmiyor. Topluluk katkısını, kurumsal desteği ve açık kaynak kültürünü aynı yapı içerisinde bir araya getirebiliyor.

Bunu yaparken teknoloji dünyasında yan yana gelmesi oldukça zor olan iki kavramı ücretsiz bir sistemde buluşturmayı başarıyor: yenilik ve kararlılık. İşte bu dağıtımın adı Fedora.

Fedora logosu

Ayrıca Fedora bununla da yetinmiyor. Server, Cloud, CoreOS ve IoT gibi farklı alanlar için özelleştirilmiş sistemler de geliştiriyor ve sunuyor.

Tabii bütün bunlar için çaba gösteren inanılmaz büyük bir topluluk ve ekip var. Onlara ayrıca teşekkür etmemiz gerekiyor. Hatta imkânı olanların destek olmasını tavsiye ederim. Dünyanın ve teknolojinin gelişimine katkıda bulunan böylesine güçlü ve ücretsiz bir sistem sunmaları, basit bir takdirden çok daha fazlasını hak ediyor diye düşünüyorum.

Bir de şu GNOME masaüstü ortamından bahsetmeye başlayabiliriz.

Linux kullanıcıları arasında GNOME ismi duyulunca bir rahatsızlık ve bıkkınlık hissi oluşuyor olabilir. Sizi anlıyorum ama artık eski GNOME yok.

Şükürler olsun ki GNOME’un X11 üzerinden Wayland sistemine geçişi, GNOME 50 ile birlikte önemli bir dönüm noktasına ulaştı. Artık GNOME’un kendisine ait X11 oturumu kaldırılmış durumda. Eski X11 uygulamaları ise XWayland sayesinde çalışmaya devam ediyor.

Burada “X11, XWayland ve Wayland gibi şeyler nedir?” diye merak eden arkadaşlar olabilir.

Arkadaşlar, X11 ve Wayland görüntü sunucusu tarafında kullanılan iki farklı sistemdir. XWayland ise X11 uygulamalarının Wayland üzerinde çalışmasını sağlayan uyumluluk katmanıdır.

Peki o zaman “Compositor nedir?” diyenler olabilir. Hemen açıklıyorum.

Compositor, yani görüntü birleştiricisi, uygulamaların çizdiği pencereleri ve diğer görsel parçaları bir araya getirerek ekranda gördüğümüz son görüntüyü oluşturan yazılımdır. GNOME üzerinde bu görevi Mutter isimli bileşen üstlenir. Mutter eskiden GNOME’un X11 oturumunu da yönetiyordu ancak artık masaüstünün temelini Wayland oluşturuyor.

X11 zamanla oldukça eski ve hantal kalmıştı. GNOME da bundan nasibini almış ve son kullanıcıya, yani bizlere çeşitli problemler yaşatmıştı.

İşte Wayland geçişi tam olarak bu noktada GNOME’un kurtarıcısı oldu diyebilirim. Eski GNOME’dan bugüne geldiğimizde artık o meşhur donmalar, pencere bozulmaları ve garip görüntü problemleri çok daha az yaşanıyor. Yani en azından ben hiç yaşamıyorum. :) Eskiye göre uygulamalar, animasyonlar ve masaüstünün tamamı daha akıcı çalışıyor.

GNOME 50 bu deneyimi yalnızca X11 oturumunu geride bırakarak geliştirmiyor. Değişken yenileme hızı ve kesirli ölçeklendirme tarafında yapılan iyileştirmeler, özellikle yüksek yenileme hızına veya yüksek çözünürlüğe sahip ekranlarda daha düzgün bir deneyim sunuyor.

Dosyalar uygulamasında daha hızlı küçük resim ve simge yükleme, daha düşük bellek kullanımı ve çeşitli kararlılık iyileştirmeleri de var. Kısacası GNOME 50, ilk bakışta devrimsel görünmese bile günlük kullanımda hissedilen pek çok noktayı iyileştiriyor.

Eğer siz de geçmişte bu şikâyetlerden dolayı başka masaüstü ortamlarına geçtiyseniz, şimdi tekrar düşünün derim. Çünkü Fedora hakkında konuşurken bahsettiğim “kolaylık” tanımı biraz da buradan geliyor.

GNOME, size her şeyi aynı anda göstermeye çalışan karmaşık bir masaüstü sunmuyor. Bunun yerine sade, anlaşılır ve belirli bir çalışma düzeni öneriyor. Ben de bir GNOME kullanıcısı olarak günlük hayatımda uygulama arama, sanal çalışma alanları ve pencere geçişlerinden oldukça memnunum. Hatta bir süre sonra neredeyse bu rahatlıktan vazgeçemiyorsunuz. :)

Elbette bu sadelik herkesin hoşuna gitmeyebilir. Masaüstünün her köşesini değiştirmek isteyen kullanıcılar için GNOME zaman zaman fazla kısıtlayıcı gelebilir. Ancak benim burada bahsettiğim kolaylık, her şeyi değiştirebilmekten değil; sistemin size en başından düzgün ve kullanışlı bir çalışma düzeni sunmasından geliyor.

Fedora’nın “kontrollü” tarafı da tam olarak burada ortaya çıkıyor. Sistem ilk kurulumdan sonra sizi saatlerce ayar yapmak zorunda bırakmıyor ancak gerektiğinde paketleri, servisleri, güvenlik politikalarını ve sistem bileşenlerini ayrıntılı biçimde ayarlamanıza da olanak tanıyor.

Artık yazının sonuna yaklaşıyoruz. Hemen unutmadan birkaç önemli detayı da dile getireyim.

Fedora 44’ün kullanmaya başladığı DNF5 paket yöneticisi oldukça kolay ve pratik. Paket kurma, kaldırma, güncelleme ve sistem içinde arama işlemlerini birkaç basit komutla yapabiliyorsunuz.

Örneğin bir uygulama kurmak için:

sudo dnf install paket-ismi

Sistemi güncellemek için:

sudo dnf upgrade

Bir paketi kaldırmak için:

sudo dnf remove paket-ismi

Tabii günlük kullanımda terminal kullanmak zorunda değilsiniz. GNOME Software üzerinden uygulama yükleyebilir, sistem güncellemelerini takip edebilir ve Flatpak uygulamalarını yönetebilirsiniz.

Ancak ben Flatpak ve GNOME Software üzerinden uygulama kurmayı her durumda tavsiye etmiyorum. Belki biliyorsunuzdur; Snap ve Flatpak gibi paketleme sistemlerinde uygulamalar bir sandbox, yani kum havuzu içinde çalışıyor. Bu, güvenlik açısından önemli bir avantaj sağlasa da uygulamaların sistemle kurduğu etkileşimi izinlerle sınırlandırıyor. Yeri geliyor bu oldukça önemli bir kısıt oluyor. Bu nedenle sistemle daha derin entegrasyon gerektiren uygulamalarda mümkünse Fedora’nın kendi RPM paketlerini tercih ediyorum.

Her şeyden öte Fedora’nın güvenlik tarafında da önemli bir avantajı bulunuyor. SELinux, sistemde varsayılan olarak etkin geliyor. Bu yapı, uygulamaların ve servislerin hangi alanlara erişebileceğini sınırlandırıyor. Son kullanıcı olarak biz çoğu zaman varlığını bile hissetmiyoruz ancak arka planda ciddi bir güvenlik katmanı sağlıyor.

Bunun yanında Fedora oldukça güncel bir dağıtım. Linux dünyasında geliştirilen yeni teknolojiler çoğu zaman ilk olarak Fedora üzerinde son kullanıcıya ulaşıyor. Wayland, PipeWire, Btrfs ve benzeri pek çok teknoloji Fedora tarafından oldukça erken benimsenmişti.

Ancak burada bir yanlış anlaşılmayı da düzeltmek gerekiyor. Fedora güncel diye kararsız veya sürekli bozulan bir sistem değil. Arch Linux gibi sürekli güncellenen bir rolling release dağıtımı da değil. Belirli sürümler hâlinde yayınlanıyor ve bu sürümler test süreçlerinden geçiyor.

Tabii Fedora’nın kusursuz olduğunu söylemiyorum ancak günümüz için oldukça yeterli ve dengeli bir sistem olduğunu düşünüyorum.

Bazı kapalı kaynak sürücülerini, medya codec’lerini ve patentli yazılımları ilk kurulumdan sonra ayrıca yüklemek gerekebiliyor. Ama bu gibi sorunları RPM Fusion ile çözebiliyorsunuz ki ben de öyle yaptım. Kapalı kaynak NVIDIA sürücüsünü sıkıntısız bir şekilde kurabiliyor ve kullanabiliyorsunuz.

İşin kısası, sistem sizi gereksiz ayrıntılara boğmuyor, her şeyi kendi başınıza kurmaya zorlamıyor ancak gerektiğinde kontrolü elinize almanıza da engel olmuyor.

İşte yazının başında bahsettiğim “kolaylık” ve “kontrol” kavramları tam olarak burada birleşiyor.

Fedora, kolay olmak için kullanıcıdan kontrolü almıyor. Kontrollü olmak için de sistemi gereksiz yere karmaşıklaştırmıyor.

Benim uzun süredir aradığım denge tam olarak buydu.

Fedora 44 ve GNOME 50 ikilisi, şu ana kadar kullandığım sistemler arasında bu dengeyi en iyi kuranlardan biri ve sanırım öyle olmaya devam edecek. Elbette herkesin ihtiyacı ve çalışma biçimi farklıdır ancak hem güncel teknolojilerden uzak kalmak istemiyor hem de bilgisayarınızı sürekli tamir edilmesi gereken bir projeye dönüştürmeden kullanmak istiyorsanız Fedora’ya bir şans vermenizi tavsiye ederim.

Belki de sizin uzun süredir aradığınız şey tam olarak budur. :)

Eğer Linux dünyasında yeniyseniz veya Fedora’ya geçmeden önce temel konuları biraz daha oturtmak istiyorsanız, daha önce hazırladığım Linux’a Başlarken: Yeni Başlayanlar İçin Temel Konular yazısına da göz atmanızı tavsiye ederim. Dağıtım seçiminden terminal kullanımına, dosya sisteminden izinlere ve paket yönetimine kadar başlangıçta ihtiyacınız olacak konuları orada daha ayrıntılı bir şekilde anlattım.

Referanslar

← posts